Sizi anmak istemiyorum !

Herkes yazacak bugün birşeyler… Herkes anlatacak duygularını, anılarını, belki ben de yazacağım ve göndereceğim belki de herkesin yaptığı gibi ya da kendime saklayacağım duygularımı. Bahsetmeyeceğim hiçbirşeyden sadece izleyeceğim… Bugün öğretmenler günü imiş… Ya da daha sonra paylaşırsam bu yazdıklarımı sizlerle Öğretmenler Günü imiş günlerden bir gün… Saçma… Hep kızmışımdır özel günler ayrılmasına… Hep saçma gelmiştir bana… Unutun.. Vazgeçin bunlardan… Öğrenci iken de kızardım zaten. Ezberletirlerdi zorla şiirleri… Kızardım. Zoraki ezberlerdim. İş olsun ödev tamam olsun diye… Hiçbir zaman çıkıp okumadım, okuyamadım insanların önünde şiirlerimi de duygularımı da…

Sevmedim özel günleri… Tek günleri… Ama ben çok sevdim öğretmenlerimi… En zorlusunu en sıfırcısını en sevilmeyenini sevdim ben… İzlerdim ders anlatışlarını… Yorgun ama umut dolu gözlerini… Bizim zamanımızda beyaz tebeşirle yazılırdı tahtalara… Bembeyaz olurdu elleri… Kıyafetleri… Beyaz umuttur benim için… Öğretmenlerim aklıma geldiğinde hemen beyaz tebeşir tozları gelir aklıma… Yaramazdım, haylazdım ama inanın çalışkandım. Yok öyle bildiğiniz çalışkanlardan değil… Sevmezdim ödevleri… Ezberlemeyi… Ben onların bana verdiğini,  sorguladıklarında  doğru şekilde onlara geri vermeyi severdim. En sevdiğim öğretmenlerimin ders anlatışlarını izlemekti. En sevdiklerim bana ne olduğunu, nasıl olduğunu ve neden olduğunu anlatanlardı. En sevdiklerim emeklerine, işlerine ruhlarını koyanlardı… Bunların hepsi en kıt notlusu olurdu. Hepsi hakkını verirlerdi derslerin, hakkını da isterlerdi… En kıt notluları defter kitap açık sınav yaparlardı. Vermişlerdi ip uçlarını ve onları kullanma sanatını… Kaptı iseniz sırrını kolaydı. Ezberledi iseniz yanmıştınız… Yazmazdı ki hiçbiri kitaplarda… Onların kelimelerinde gizli idi şifreler… Ben adam olmayı onlardan öğrendim. Dürüst olmayı… Sözünün arkasında durmayı… Emek harcanmadan kazanılmayacağını… Hepsini sevdim hem de çok sevdim…

Kızıyorum onları anmak için tek bir güne anlam yüklemeye.. Kızıyorum onları hatırlamayı tek bir günde… Emeklerine sadece tek bir gün için saygı duymaya… Kızıyorum sadece tek bir gün için onlara şiir okumaya methiyeler yazmaya…

Geleceğinizi emanet ediyorsunuz beyler… Hayatınızı emanet ediyorsunuz ellerine… Umutlarınızı bırakıyorsunuz onlara… Kime verirsiniz hayatınızı… Kime verirsiniz umudunuzu… Kime verirsiniz geleceğinizi… Hadi bırakın eti sizin kemiği bizim diye… Hadi bırakın umarsızca… Yok böyle şey… Yok… Kıt kanaat geçindirmeyeceksiniz… Boynu bükük bırakmayacaksınız… Zorlamayacaksınız yaşamlarını… Kolaylaştıracaksınız… Emek harcıyacaksınız…. Düşünmeyecekler eve ekmek götürmeyi. Ek gelir sağlamayı… Yorulmayacaklar yaşamın zorluklarında… Yanlız bırakmayacaksınız onları… Hedefleri umutlarımız olmalı aysonunu getirmek değil. Amaçları eğitim olmalı, ek gelir kaynağı değil… Önce onlar saygı duyacaklar kendilerine… Sonra hepimiz… Hem de saygı ile eğileceğiz önlerinde… Evet hepiniz eğileceksiniz…. Yoksa eğilirsiniz başka birinin önünde günü gelince…

Anmayın istemiyorum tek bir günde… İstemiyorum methiye… İstemiyorum şiirde… Anı da hikaye de…

Hatırlamayın arada bir…. Hatırlamak unutulanı anımsamaktır… Sevgi tek bir güne sığdırılabilir mi?

İstemiyorum… Şiir okumakta… Konuşma duymakta… Övgü sözleri duymakta…

Sadece bir gün ….

İstemiyorum…

Örümcek gibi olmak gerek !

Yorulmuşum. Bir kahve içip, biraz kitap okumak için bir cafe’ye girdim. Sessiz ve sakindi. Bir kahve söyledim ve kahve gelene kadar hemen yanına oturduğum bahçeyi izlemeye başladım. İnanılmaz bir koşuşturma. Sanırsınız kendilerine bir görev verilmiş ve yarın son günleri. Tüm bahçe sakinleri deli gibi çalışıyor. Durmuyor, dinlenmiyor.

Tüm bu koşuşturmanın içinde gözüme bir örümcek takıldı. İki yaprağın arasına örmeğe başladığı ağını tamamlamaya çalışıyor. O kadar zarif, o kadar ince ki. En ufak bir rüzgar, kendini bilmez bir el tüm çabalarını yok edebilir. Narin… Kırılgan… Ama örümcek o kadar hırslı ki. Ve kendinden o kadar emin. Çelik ağ ile örüyor sanki. Sanki yüzyıl geçse yıpranmayacak bir eser. Azim ve hırsla. Son düzenlemeleri idi. Son bir gayret ile tamamladı ve geçti ağın ortasına yerleşti. Tamamlamış olmanın verdiği haz, ve evrenin kendisine vereceklerini beklemenin sakinliği…

Düşündüm. “Hiç mi korkusu yok” dedim. Saatlerce kurduğu ağın en ufacık bir yaprak hareketi ile dağılmasından… Çabalarının boşa gitmesinden. Sert bir rüzgardan. Ya da amansız bir düşmandan… Yağacak bir yağmurdan. Geleceğin belirsizliğinden…

Ama “o” çok sakindi. Umutla beklemeye başladı. Gelecek olan her neyse en iyisi olacağından emin gibiydi.

Dedim ki kendi kendime : “Örümcek gibi olmalı insan. Elinden gelenin en iyisini yapmalı. Hiç olumsuz olmayacak, herşey planladığı şekilde olacak gibi.” Hedefim için elimden neyse en iyisini yapmalıyım. Ağım için gerekli olan ip ne kadar hassas, kırılgan ve zarif de olsa.  Önce yapmam gerekeni yapmalı ve sakince beklemeliyim. Evrenin bana getirecekleri en iyisi olacaktır. Benim için en iyisi. Beklediğim gibi olmayabilir ama benim için en iyisidir. Biraz zaman geçince anlayacağım ki olan benim için en iyisidir.

Ümit benim. Kader de. Ne beklersem o gelecek. Hayat bana ne verirse en iyisini verecek. İpek ağımı kurdum yaşamı bekliyorum 🙂

 

Çaba harcamalısınız !

Dostluğum için çaba harcamalısınız ! Hem de nasıl!

Çiçeğinizin kurumaması için suluyorsunuz değil mi ? Ya güneşe çeviriyorsunuz ya da toprağını değiştiriyorsunuz.

Dostluğum için de çaba harcamalısınız. Sadece arkadaşınım, yanındayım demek yeterli olmuyor. Hiç kusura bakmayın. Vakit harcamalısınız. Zaman ayırmalısınız. Değer vermelisiniz. Çiçeğinize bakar gibi sevgi vermelisiniz bana. Saygı ile ilgilenmelisiniz. İyi ve kötü günümde yanımda olmalısınız. Yoksa sevmeyin canım beni. Aramayın zoraki. Sormayın beni.  Görev değilim ki ben.  Zorlama hiç değil. Ben zaten siz yokken de varım. Ben mutluyken mutluyum ama sizinle ile daha mutluyum. Üzüntüm varken görmez gözüm hiç birşeyi ama siz yanımda iken hafifler acım, sancım.

Sizinle hüzünlerim azalıyor, yalnızlığım bitiyor. Endişem hafifliyor. Başarım daha bir büyük, korkum daha bir küçük geliyor gözüme. Sizinle her duyguyu paylaşmak güzel. Ama siz gerçekten yanımda iseniz güzel.

Aramalısınız beni. Vakit ayırmalısınız. Kahve yapmaya vaktiniz var değil mi? Ya da arabanızla ilgilenmeye. Kendinize vaktiniz olmasa bile bana zaman ayırmalısınız. Bencilim. Dostluk emek ister. Sabır ister. Yenilenmek, yinelenmek ister. Çaba ister. En önemlisi yürek ister. Yüreğiniz yoksa gelmeyin yanıma.  Yıllarca sevecekseniz beni gelin hemen buraya. Yürek verecekseniz dostluğa. Açık kapılarım sonsuza.

Vakit ayırın. Dertlerinizi paylaşın. Korkularınızı anlatın. Sıkıntılı anlarınızda çağırın geleyim. Mutluluğunuzda yanınızda, destek istediğiniz de arkanızda olayım. Sorun söyleyim! Bilemezsem gidip öğreneyim. Paylaşıp arttırayım mutluluğunuzu ya da azaltayım hüznünüzü.  Aşklarınızı konuşalım, ihanetler için birlikte ağlayalım. Olmazsa lanet okuyalım dünyaya. Çıkıp sokaklarda birlikte sövelim dünyaya. Haksızlıklara.

Çocuklar gibi eğlenelim. Birbirimizi coşturalım. Yapılmaz denileni yapıp gidilmez denilen yere gidelim.  Zamanı zamansız gibi yaşayalım.

Olurda yapamazsam bunlardan birini sevmeyin beni.

Bir örümceğin hikayesi – Devam :

“Dinle bakalim” dedi.

Yorgunum ama ayıp olmasın dedim kendi kendime.  Bütün gün ağın ortasında sıkılmıştır. E ne de olsa ben işti güçtü derken oyalanıyorum. Ne yapsın bu zavallıcık. Sohbete ihtiyacı var. Anlatsın dedim. Kimleri dinlemiyorum ki bütün gün… Bu minik hanımı dinlemişim çok mu.

“Ne sıkıntın var” dedi bana. Hayda… “Ben seni dinleyecektim, sen mi bana soruyorsun. Yok bir şeyim” dedim. “Ne olacak. Gezdim tozdum geldim. Senin işin zor esas” deyiverdim. “Bütün gün otur otur ağın ortasında esas bu zor olsa gerek”.  İçimden hin hin güldüm.  Oh iğneledim işte onu. Mikroncuk aklı ile bana akıl verecek pes.

Dudakları yok. Ama sinsice gülümsedi sanki bana. Kaşları yok ama sanki bir kaşı havada. İncecik ağ titreşti. Arkasına mı dayandı nedir.

“Tamam” dedi. “Demek haklıymışım. Dinle beni şimdi. Herkesin zaman zaman bir rehbere ihtiyacı olur. Bu rehber bazen bir büyüğün olur. Bazen öğretmenin. Bazen en yakın dostun. Bazen küçüğün ve hatta bazen senin rehberlik edeceğin çocuğun.  Sanma ki bu rehber her zaman bir insan olur. Bazen bir kitap olarak çıkar karşına. Bazen bir ses. Belki bir film. Belki okuduğun bir cümle. Ama bu rehberin ne zaman, nereden çıkacağını hiç bilemezsin. “O” öyle seslenmekle gelmez. Bağırıp çağırman susturur onu. Senin çığlık feryat seslenmeni duymaz bile. O bilir geleceği zamanı. Ne zaman ki senin ihtiyacın olur, işte o zaman bulur gelir seni.  Ansızın çıkar karşına.  Gözüne görünür, kulağına seslenir, yüreğine sızar.  Fısıldayarak konuşur. Ruhuna seslenir. Senin duyman için kendine içine dönmen gerekir.  Baktığını görmen, duyduğunu anlaman, içindeki sızıyı iyi hissetmen gerekir. Ama anlayabilene.  Anladın anladın,  anlamadın işte o zaman bazen bir örümcek olarak sesleniverir sana ağından böyle.”

Öylece kaldım. Bu kadar cümle, bunca laf bu mikro ağızdan mı çıkıyor . Evet hava sıcak ama güneşte de kalmadım ki hiç. Beynime güneş geçti desem. Evet epey bunaldım son zamanlarda ama onunda hiç yok güneşle alakası.  Evet beynim yandı ama sıcakla yok ki ilgisi. E neydi o zaman şimdi bu. Örümcek Hanım bana baktı, ben de yeniden ona.  Gözlerimi kaçırdım. Huzursuzca yerimde kıpırdandım. Allah aşkına… “Tamam”  dedim. “Bu an o an. Sıyırdım sonunda.”

Kalkmak istedim yerimden. Kulaklarımı sağır edercesine bağırdı. “Otur dinle dedim sana.” “Benim de işim var gücüm var. Dinle ki anlayasın. Vaktimi boşuna harcamayasın.” İşi varmış.  Peh… Böcek yakalacak bana. İş’miş…

Derin bir nefes aldı. Bir saniye içinde tuttu. Gürültülü bir şekilde boşalttı nefesini.

“Kadere inanır mısın” dedi. Buyrun.. Buyrun bakalım ?

Bir orumcegin hikayesi

Insan garip bir yaratik. Yeri geliyor bir orumcek ile konusuyor, yeri geliyor ondan ders aliyor. Yine bir orumcek maceram oldu. Anlatmazsam olmaz. Bayan Orumcek alinir soz verdim cunku. Laf agizdan bir kere cikar. Biz de boyle :)) Uc gunluk bir tatilden geldim. Mutfaga girip bir bardak su almak istedim. Ne goreyim !!! Sevgili orumcegim kendine kuytu bir kose bulmus. Incecik agini ormus bekliyor. Agida temiz bu arada, belli ki daha yeni bir av yok.. “Aksam aksam ellemeyim seni” dedim kendi kendime. O bana baktimi mi onlarca gozu ile bilmem. Ama ben gozlerimi ona dikip ciddi ciddi konustum. Hayir hava da sicak degil neden konustum bilmem. Muzurluk ya seytan mi durttu nedir, Soyle bir aga ufledim pufledim. O ciddi havasini bozmadi. Ben mahcup mahcup kendisini yanliz biraktim. Ertesi sabah uyandim baktim bizim ki yok. Temizledim agini. Hayir okuma yazmasi olsa not birakacagim “kusura bakma !” diye ama olmadi iste. Ertesi aksam !! Ne goreyim sizin ki yine ayni bolgede. Ayni sabirla kurmus yeni agini tam ortasinda dinleniyor. Bana soyle bir bakti sanki. Munasebetsiz diye. Gozlerimi kacirdim kendisinden. Ayip olmasin diye “iyi aksamlar” dileyip uzaklastim. Ertesi sabah zorlu bir gundu. Benim rutine binmis husranlarimdan birini daha yasiyorum. Ne oldugunu biliyorum, ayni aciyi yasamisim daha once fikrim var. Insan ayni husrani ustuste yasar mi? Birazcik olsun akillanmaz mi ? Yok onun icin ne gerekir ? Akil mi? O sizlere omur !!! Almis basini gitmis. Bana kalanda icgudu sanirim. Yoksa nasil yasarim. Dunyanin en bahtsiz insaniyim. En mutsuz. En beceriksiz ve umutsuz. Yorulmusum. Bitmisim. Gucum kalmamis. Gunu zor bitirdim. Ic gudusel olarak yasadim. Eve geldim. Moral sifir degil. Sifir bile birsey ifade eder ben de o da yok !!! Ben de yokum zaten. Dogrudan mutfaga gittim. Zaten gicik durumdayim. Dedim “Hem kendime bir su alayim hem de su gicik bayanin agini bir daha bozayim 😉 ” Baktim hanimefendi yok. “Hah dedim tam zamani”. Elime aldim bir bez. Ince, gorunmeyen ama orada oldugunu hissetigim agi bozdum. Hep mi benim moralim bozulacak biraz da onun ki bozulsun. Belki pes eder benim gibi “ben gidemedim ama belki o alip basini gider” dedim. Icimde bir huzursuzluk oldu hafiften ama hayata oylesine kizginim ki. Bosverdim. Sabah oldu. Gun basladi. Umutsuzca uyandim. Soz verdim bir arkadasima gidecegim. Giyindim tam cikacagim. Bak seytan yine durttu gidip agi kontrol ettim, ” Ah haaa. Yok iste.. Pes etti gitti” ben mudahale ettim ben kazandim. Muzaffer komutan edasi ile evden ciktim. Aksam eve dondum. NE GOREYIIIMMM !!! Hanimefendi gelmis, ayni yerde ayni sekilde ipek agini kurmus, icine de oturmus bekliyor. Bu sefer dikti onlarca gozunu bana. “Otur su yani basima ” dedi. “Otur senden adam olmaz ” Dusunsenize orumcek konusmus. Ne yapacaktim ki tabii ki cektim sandalyeyi oturdum. Soyle bir aginda sallandi. Minik ince bacaklarini rahatca oynatti. “Dinle bakalim” dedi

Devamı gelecek !

Çare Sensin !

Çaresiz misin?

Ben değilim. Çaresiz olmadan da birini karşılıksız sevebilirim. Hiç param olmasa da en büyük hayalleri kurabilirim. Çaresizliğe düşmeden acıya katlanabilirim. Çaresiz olmadan da hata yapabilir, hatamın bedelini ödeyebilirim. Ben çaresiz değilim.

Sen hiç birini dokunmadan sevdin mi? Sevdiği şarkıları, gittiği yolları, dokunduğu eşyaları, onun sevdiklerini sırf o seviyor diye sevdin mi?

Seni sevmese de sevdin mi?

Sevmenin keyfine vardın mı?

Bir ömrü birkaç saate sığdırabildin mi?

Şimdi bu çaresizlik mi ?

İnsan her zaman sevebiliyormuş. Sevmek çok kolay. Sırrı da varmış meğer kolay olmasının.

Beklentin olmaz ise kolay.

Sevdiğini sevdiğine söylemezsen kolay.

Elindekilerin kıymetini bilirsen kolay.

Yok ben sahipleneyim dersen, zor..

Yok hep yanımda olsun dizimin dibinden ayrılmasın dersen, zor..

Yok bir ömür onunla olacağım dersen, zor..

Zoru seçersen, zor..

Çaresiz misin?

Çaresizlik ne biliyor musun?

Sana yalan söylenmesi, işte o zaman çaresizlik..

Kalbini kırdıkça kırmasına izin vermeye devam etmen çaresizlik..

Olmayacak hayallerin peşinde inat etmenin sonu çaresizlik..

Bırakmamak, inat etmek çaresizlik..

Gitmek isteyeni tutmak çaresizlik..

Sonuç : Çare Sen’sin !