İzleniyorsunuz !

Elimde değil. Ne zaman bir ortama girsem insanları izlerim. Elimde değil. Biliyorum haddime de değil. Ama, bulunduğum her neresi ise ve özellikle hiç tanımadığım insanlar var ise onları seyretmeye bayılırım. Ve onları kendi dünyamda yaşatmayı, anlamayı, isimler vermeyi, zihnimde bir yaşam oluşturmayı çok severim.  Onların her birinin bir hikayesi oluşuverir aklımda. Onlarla birlikte mutlu olur, üzülür, sinirlenirim. Evet ben normal değilim. Hiç de böyle bir şey demedim…

Bu gece çok şık bir restaurantta idim. Ve görev beni çağırıyordu. Hemen hızlıca etrafı taradı gözlerim. Yemek gelene, sohbet başlayana kadar ben yaşamları kurgularım. Sonra dalarım sohbete, hayali kahramanlarım kalkar giderler kendi dünyalarına. Ben de unuturum onları.

Onları hemen fark ettim. İşte oradaydılar. Fark etmemek imkansızdı. Öylesine güzellerdi ki. O mekanda, o semtte, o şehirde hatta dünyada kimse yok sadece ikisi varmış gibi bakıyorlardı birbirlerine. Gözleri birbirinin içindeydi. Birbirlerinin tam gözbebeklerine bakıyorlardı, tam merkeze. Tam ruhlarına. Tam kalplerine. Servis geldi ama  yemeğe doğru dürüst dokunmadılar bile, kadehler boşaldı,  doldu  farkına bile varmadılar. Bazıları hiç konuşmaz. Bazıları birbirinin sözünü keserek  durmadan anlatır. Anlatacak ne şey vardır. Bitmez tükenmez sohbetler. Kadınlar çok güzeldir. Her biri çok özeldir. Biriciktir. Erkekler beyefendidir, naziktir, hassastır. Çok yakışıklıdır. Çok şıktır. Etraflarına öyle güzel bir enerji yayarlar ki ister istemez gülümsersiniz. Ruhunuz yumuşar. Yelkenleriniz iner. Rüzgar sizi sürekler, alır götürür uzaklara.

Hemen ilerde ki  masada bir yıl dönümü kutlanıyor. Ama kutlayan sadece masadaki gül ve servis yapan garson. Adam orada değil, kadın ise hiç gelmemiş. Bir görevi yerine getiriyor gibiler. Formalite… Gelmek ve bilmem kaçıncı evlilik yıldönümünü kutlamak gerekiyor. Eskimiş sevgi. Ne gerek var şimdi hatırlamaya kaç yıl olduğunu. Çok mu lazım yani. Olmuş işte birkaç bin yıl. Bu kadın seviyor beni, bu adam da belli ki beni. E ne gerek var ki. Ama ayıp olmasın konu komşuya, eşe dosta. Yiyelim, içelim hemen eve gidelim. Yarın iş var. Tamamlanacak raporlar, gidilmesi gereken toplantılar.  Bir gün önceden farkı olmadan devam edelim.

Hiç hatırlamayalım ama. Bu kadın bana yıllarını verdi. En zor zamanımda yanımda o kaldı. Saçlarım döküldü, yıllar yüzüme çizgiler attı, göbeğim yıllarla beraber büyüdü ama bu kadın beni hep sevdi.

Aman ne önemi var ki. Ben deli gibi ağlarken hep bu adam yanımda idi. Omzunda sular seller gibi ağlarken bir kutu mendili hep o verdi. Sabahları hep yanımda uyandı. Sıcacık bana o sarıldı. Yargılamadan sevdi. Onsuz nefes bile alamam ama şimdi bunları düşünmeye ne gerek var ki. İçim acıdı. Çok acıdı.

Tek başına bir adam yemek yiyor. Etrafı görmüyor bile gözleri. Yemeği yemiyor kavga ediyor. Bıçak kılıcı olmuş, yemeğe değil sanki yalnızlığına saldırıyor. Parça parça ediyor acısını. Yemek acı değil bence. Onu yakan yüreğindeki acı. Damağındaki ise yüreğinin acısı. Midesinde ki onun sancısı. Kırgın. Darmadağın. Hayatının dağınıklını masadaki ekmek kırıklarını tek tek toparlayarak düzeltmeye çalışıyor. Hızlı hızlı yemeğini yiyor. Çarçabuk bitsin. Bitsin gitsin bu acı. Yenmesi gerekiyor bu yemeğin yiyim artık bitsin. Ne olur bitsin. Kızgın. Bütün bedeni gerilmiş. Gözleri ateş saçıyor. Mumdan çok onun gözleri yanıyor. Korktum. Çok korktum.

Seyredin bakın neler göreceksiniz. Gördükleriniz bazen sizi anlatır. Bazen görmek istemediklerinizi, özlemlerinizi, korkularınızı karşınızda görüverirsiniz. Çok mutlu iken gözleriniz sadece mutlu insanları seçer, kırgınsanız kırgınları, korkmuşsanız korkanları. Kalp gözünüz size görmeniz gerekenleri gösterir.  Yalnız olmadığınız anlatır size. Umutsuz olmamanızı. Ve daima kalp gözünüzü açmanızı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir