Bunları neden yazıyorum bilmiyorum ?

Bunları neden yazıyorum bilmiyorum. İş olsun, laf olsun. Maksat vakit geçirmek olsun…

Bunları yazarken hastanedeyim. Bekleme salonu. Hepimiz bir şekilde kanser olmuşuz. Hep beraber… Radyoaktif seansa girmeyi bekleyenlerin nedense hepsi kadın.  Üç dört gündür geliyorum. En çok dikkatimi çeken bu.  Acaba özellikle mi veriyorlar aynı saate. Ya da bu erkekler hiç mi hasta olmuyorlar. Bilmiyorum. Hep beraber radyoaktif olmak üzere bekliyoruz. Bana aktif ol, aktif ol dediler. Yanlış anladım. Radyoaktif oldum…

Herkesin elinde birer gazete ya da dergi. Okuyormuş gibi yapıyorlar. Son sayfadan başlanıyorsa eğer dergiye, gazete sayfaları katlanmadan hızlı hızlı çevriliyor ise o zaman okunmadığını düşünüyorum.

Duvarda bir televizyon. Saçma bir haber kanalını izliyoruz. Kimse kimse ile gözgöze gelmiyor. Ortalıkta negatif bir elektirik var.  Görevliler, hastabakıcıları, teknisyenler, doktorlar hızlı hızlı gidip, geliyorlar.  Sanki orada yokuz. Sanki bizi görmüyorlar. Kendi aralarında konuşup şakalaşıyorlar. Sırası gelen hastanın adını söylüyorlar ve hasta kalkıp gidiyor. Sessizlik. Boşluk. Sıkıcı.

Hergün işten çıkıp 50 km uzaktan buraya geliyorum. İçeri girişimi görseniz toplantıya geldiğimi sanırsınız. Elimde laptop çantası üzerimde takım elbise.  Doğrudan bodrum kata iniyorum. Bekleme salonunda yerimi alıyorum.  Sessizlik. Asistanların konuşmaları, yeni gelen hastaların çaresizliği ve korkuları.  Korkacak birşey yok. Bekliyoruz sakince. Sessizce.

Her gün aynı saatte geliyor, oturuyor ve çantamı açıp laptop’ı çıkarıyorum. Farkındayım herkes yan gözle süzüyor beni. Muhtemelen ukala diyorlar. Muhtemelen.  Ben de onları görmüyorum ama makinamı açıyor, birikmiş iş mesajlarıma bakıyorum. Hani ciddi ciddi çalışıyorum. En büyük terapi. En büyük oyalanma. Sanki hasta değilim. Hiç olmadım. Biri oldu. Üzüldü ama ben değilim. Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Adımın söylenmesini bekliyorum.

Aslında farketmeden insanları yine izlediğimi farkediyorum. Uzaktan seyrediyorum.  Yukardan. Bedenim orada ama ruhum almış başını gitmiş. İnsanlar çoğunlukla yakınları ile gelmiş. Bir, en fazla iki kişi benim gibi yalnız. Diğerleri, neden birileri ile gelmişler bilmiyorum.  Ben neden yalnızım onu da bilmiyorum ya hoş… Acaba birileri ile mi gelinmeli. Yanlız kalınmamalı mı… Saçma. Ben hasta falan değilim ki.. Ben onları yukarıdan izlemeye geldim.

Televizyon da seçim konuşmaları var.  Tüm adaylar beş – on yıllık vaadlerde bulunuyor. Sanki yarın ne olacağını biliyor gibi eminler. Çok iyi planlamışlar. Sonsuza kadar yaşayacaklar. Acaba öyle mi ? Biliyor musunuz? Ben bilmiyorum. Kimse bana garanti etmedi, taahhüt vermedi. Bir saat sonra bile ne olacağını bilmiyorum. Burada bunları yazacağımı da bilmiyordum. Yüz yaşına kadar da yaşayabilirim, yarın daha da yukarlardan taa bulutların üzerinde size gülüyor da olabilirim. Valla ben bilmiyorum.

Adımı seslendiler. Gidiyorum. Hiç birşey hissetmiyorum.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir